Arama

Tarihçi/Yazar Abdullah ŞAHİN'in kaleminden, Çırağın Baskını “Sarıklı İhtilalci”

16/09/2026 22:21 | Son Güncelleme : 18/09/2026 05:37 | Okunma Sayısı : 31 | abdullahhoca.com.tr


Tarihçi/Yazar Abdullah ŞAHİN'in kaleminden, Çırağın Baskını “Sarıklı İhtilalci”
ad image
ad image

Çırağın Baskını “Sarıklı İhtilalci”

Sevgili okurlarım;

Tarih içerisinde öyle olaylar vardır ki üzerinden yıllar, hatta yüzyıllar geçse bile hafızalardaki yerini korur. Bazen bir kişinin attığı adım, bazen bir saray baskını, bazen de hiç beklenmedik bir anda kullanılan bir sopa, tarihin akışında kendisine yer bulur.

Bugün sizlerle Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde yaşanan ve tarihe “Ali Suavi Vakası” olarak geçen ilginç bir olayı konuşalım.

Olayın kahramanı Ali Suavi, Tanzimat ve Birinci Meşrutiyet devirlerinin mühim simalarından biriydi.

1839 yılında İstanbul Cerrahpaşa'da doğdu. Babası aslen Çankırılı kâğıtçı Hüseyin Ağa'dır. İstanbul Cerrahpaşa Rüştiyesinde okuyan, bilahare medrese tahsili gören Ali Suavi, Serasker Kapısı Yoklama Kalemi'nde kâtiplik yapmış; Bursa, Simav ve Filibe rüştiyelerinde hocalık görevlerinde bulunmuştur.

Görevinden azledilip İstanbul'a döndükten sonra gazeteciliğe başlayarak “Muhbir” gazetesini yayımlamış, bu arada Şehzadebaşı Camii'ndeki dersleriyle de şöhret bulmuştur.

Ali Suavi, İstanbul'da aradığı huzur ortamını bulamayınca Jön Türk denilen sözde hürriyetçilerle temasa geçmiş ve onların aracılığıyla 1867 yılında Paris'e gitmiştir.

O dönemlerde payitaht yani İstanbul, her geçen gün artan bir siyasi kargaşa içerisindeydi.

Elbette bu durum kendiliğinden oluşmuyordu.

Bunun bir de finansörü vardı.

O da Paris'te bulunan bir kaçaktı:

Prens Mustafa Fazıl Paşa…

Mustafa Fazıl Paşa, 19. yüzyılın başında imparatorluğa bağlı Mısır vilayetinde fiilen bağımsız bir hükümdar hâline gelmiş olan asi Vali Mehmed Ali Paşa'nın torunuydu.

Hayatının büyük kısmı Babıâli çevresinde geçmişti. Mısır'da hidivlik makamına getirilmeyeceğini anlayıp bu haktan vazgeçtikten sonra Paris'e yerleşmişti.

Fransa'da, Mısır'daki taşınmazlarından elde ettiği milyonlarla adeta krallar gibi yaşıyordu. Bu süreçte Avrupa'da gerçekleştireceği faaliyetler için gerekli gördüğü kişileri maaş ve çeşitli ekonomik teminatlarla yanına çekmeye başladı.

Zaten Avrupa'da bulunan bazı muhalif Türklerden bir grup zamanla onun etrafında toplanmışlardı.

“Yeni Osmanlılar” adıyla ortaya çıkan bu topluluk, Mustafa Fazıl Paşa'nın çevresinde örgütlendi. Cemiyetin bütün giderlerini de yine kendisi karşılıyordu.

Yeni Osmanlılar, Carbonari esasına göre gizli bir cemiyet şeklinde örgütlenmişti.

Bu yapı içerisinde Ziya Paşa, Namık Kemal, Ali Suavi, gazeteci Agâh Efendi ve Şinasi yer alıyordu.

Courrier d'Orient gazetesi sahibi Jean Pietri, bu kişilerin birbirleriyle tanışmasında önemli rol oynamıştı.

Jean Pietri, Sakakini adıyla anılan, aslen İtalyan birini Yeni Osmanlılar'la tanıştırdı. Sakakini, Mısırlı Mustafa Fazıl Paşa'nın gizli siyasi ve ticari işlerini idare etmekteydi.

Yeni Osmanlıların en ileri gelenlerinden biri de Ali Suavi'ydi.

Paris'te bulunduğu sırada Mustafa Fazıl Paşa ile sürekli istişare içerisinde olmuş ve ondan ekonomik ve siyasi destek görmüştür.

Ayrıca Prens Mustafa Fazıl Paşa'nın çil çil altınlarıyla beslenip, şehir şehir dolaşarak çeşitli gazeteler çıkarmıştır.

Mısırlı Prens Mustafa Fazıl Paşa'nın çil çil altınlarıyla beslenen hürriyetçi (!) yalnız Ali Suavi değildi.

Avrupa'da bulunan ve Mısırlı Prensten aylık alan Jön Türklerden bazıları ve aldıkları ücretler şöyleydi:

Ziya Paşa: 3.000 frank

Namık Kemal: 2.000 frank

Ali Suavi: 1.500 frank

Agâh Efendi: 1.500 frank

Deyim yerindeyse Mısır Prensi'nin kuklası hâline gelen Ali Suavi;

— Kimi çevrelere göre “sarıklı ihtilalci”,

— Kimilerine göre “Küçük Hoca”,

— Kimilerine göre ise bir “şarlatan”dı.

Fakat Ali Suavi'nin hayatındaki en önemli olaylardan biri henüz yaşanmamıştı.

Abdülhamid'in Yıldız Sarayı'na çekildiği ilk zamanlarda, Ali Suavi'nin onu tahttan indirmeye yönelik küçük ve başarısız bir ihtilal teşebbüsü oldu.

20 Mayıs 1878 Pazartesi günü, sabah saatlerinde gerçekleşen ve tarihe “Ali Suavi Vakası” olarak geçen bu girişimin amacı, Sultan Murad'ı Çırağan Sarayı'ndan çıkararak yeniden tahta oturtmaktı.

O günlerde halk arasında:

“Sultan Murad iyileşti, artık hiçbir şeyi kalmadı.” şeklinde söylentiler yayılıyordu.

Hatta bazı yabancıların gizlice Çırağan Sarayı'na girip Sultan Murad'ı tamamen iyileşmiş gördükleri bile iddia ediliyordu.

Oysa bunların tamamı uydurmaydı.

Zira Sultan Abdülhamid, ağabeyini dönemin en iyi yabancı doktorlarına muayene ettirmiş ve onun tedavi kabul etmez bir akıl hastası olduğunu gösteren raporları yayımlatmıştı.

Fakat Rus Harbi'nden sonra halkın önüne bir merak yemi atmak için bazı kötü niyetliler bu mevzuyu ele aldılar ve bütün İstanbul'u onunla kundakladılar.

Onlara Abdülhamid gibi ileri safhada akıllı bir lider değil, dolaplarını çevirebilecekleri bir padişah lazımdı.

İşte Ali Suavi de böyle bir ortamda harekete geçti.

Başına birtakım Rumeli muhacirlerini toplayarak Çırağan Sarayı'nı basmaya kalktı.

Evvela ana kapıya yüklendiler.

Oradaki nöbetçiden “yasak” ihtarını alınca adamı öldürüp içeri daldılar.

Sultan Murad'ın dairesi önündeki iki nöbetçi de kendilerine karşı koyunca, tabancalarını doğrultup onları da öldürdüler.

Ali Suavi'nin iki-üç yüz kişilik avenesi dış kapıda, iç avluda ve liderlerinin yanı başındaydı.

Artık Çırağan Sarayı'nın içerisinde büyük bir kargaşa yaşanıyordu.

Ali Suavi, elinde tabancasıyla Murad'ın dairesine girdi ve orada eski padişahla karşılaştı.

Ona, elinden alınan tahtı iade etmeye geldiğini söyledi.

Ancak Murad Efendi'den ret cevabı aldı.

Hatta Murad'ın, sarıklı ihtilalciye kendisine el sürülecek olursa nefsini korumak için silah kullanacağını söylediği ve cebinden küçük bir tabanca çıkardığı rivayet edilir.

Fakat hadiseyi haber alan Yıldız Sarayı, gayet süratli ve canlı bir şekilde hareket etti.

Yıldız'ın en önemli isimlerinden, “Yedi Sekiz” lakabıyla anılan Beşiktaş Muhafızı Hasan Paşa, baskını haber aldığında yakınlardaki bir berber dükkânında tıraş olmaktaydı.

Hasan Paşa'nın yanında silahı yoktu ve o günlerde görev başında değildi.

Ama tıraşını yarım bırakıp derhal Çırağan Sarayı'na koştu.

İçeri girerken kapıcının elindeki sopayı kaptı ve ona:

“Çabuk karakola git, zaptiye neferleri yetişsin!” dedi.

Daha sonra merdivenlerin altına gizlendi.

Biraz sonra Ali Suavi tam onun hizasından geçiyordu ki Hasan Paşa hemen yerinden fırladı.

Yaradan'a sığınıp elinde tuttuğu kalın sopayı olanca gücüyle Suavi'nin kafasına indirdi.

Ali Suavi, kafasına yediği bu sert darbe ile ağzından bir inilti bile çıkmadan çuval gibi yere yığılarak anında can verdi.

Elebaşlarının öldüğünü görüp paniğe kapılan eşkıyalar sağa sola kaçmaya başladılar.

Olay yerine yetişen zaptiyeler, kaçışanları teker teker toplayıp karakola götürdüler.

Hareket, başladığı yerde, Çırağan Sarayı içerisinde boğulup gitti.

Böylece Osmanlı Devleti büyük bir kaostan kurtulmuş oldu.

Yedi Sekiz Hasan Paşa ise “Mehdi” adını verdiği o sopayı ömrünün sonuna kadar sakladı.

Bu darbe girişimi haberi İstanbul'da paniğe neden olmuştu.

Kent sakinleri Rus ordularının İstanbul'a girdiğini sanmış, esnaf kepenkleri indirmiş, Kapalıçarşı'nın kapıları alelacele kilitlenmiş ve sokaklarda kargaşa yaşanmıştı.

Ancak 20 Mayıs akşamı isyanın bastırılmasıyla her şey yeniden düzene girdi.

Sevgili okurlarım,

Tarihe bazen büyük ordular, büyük silahlar ve büyük savaşlar yön verir.

Bazen ise tarihin akışını değiştiren şey, hiç beklenmedik bir anda elinize geçen bir sopa olabilir.

Çırağan Sarayı'nda yaşanan Ali Suavi Vakası da Osmanlı tarihinin en ilginç ve üzerinde düşünülmesi gereken olaylarından biri olarak tarihteki yerini almıştır.

Ali Suavi, “sarıklı ihtilalci” olarak tarihe geçti.

Yedi Sekiz Hasan Paşa ise elindeki sopayla bastırdığı bu olay sayesinde Osmanlı tarihinin en çok konuşulan isimlerinden biri oldu.

Ve geriye, 20 Mayıs 1878'in hafızalara kazınan o hikâyesi kaldı:

Çırağan Sarayı'nın kapılarında başlayan bir ihtilal teşebbüsü…

Sultan Murad'ı yeniden tahta çıkarma hayali…

Ve bütün bu büyük hesabı birkaç saat içerisinde sona erdiren bir sopa…

İşte tarih, bazen en büyük derslerini böyle küçük görünen ayrıntıların içerisine saklar.

 

Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image
Yorumlar

ad image
ad image